i love modaturkiye

30 Eylül 2012 Pazar

Gönül hazineleri

Hepimizin gönlünde aslında neler vardır.Saklı duran.En derinlerde..Sadece bir kişiye göstermek için uzun süre içimizde saklarız.Bu konuda kadınlar daha becerikli sanıyorum.Erkeklere oranla kadınlar pek çok şeyi sevdikleri çoğunluk evlendikleri ,evlenecekleri insanla yaşamak isterler.Kadınlar dipsiz bir kuyu gibi içlerinde ne olduğunu saklamaya uygun varlıklardır buda biz kadınları korkunç kılar bence.Kadınlardan korkun derler mesela bence erkeklerden de korkulabilir.Çünkü benim dediğim şey gönüldekileri saklamaktır.
İtiraf etmem gerekirse saklayanlardanım.Her zaman sadece bazı duygularımı bana ait olacağına inandığım Adem'e saklamayı planladım.Bir insan o kişiyi bulduğunu zannedebilir ama emin olmadıkça asla kendisi olmaz.Kendim olmak istiyorum.Kendim olmaya yaklaşabildiğim oldu ama o kendimi yüzde yüz hiç sunmadım.Hiçbir an ailem haricin tam ben olmadım.O samimiyeti istiyor insan.Sırlarım,hislerim,kafamdan geçenler,gönlümden geçenler tamamen kendime koyduğum sınırlar dahilinde sunuldu insanlara istediğim kadar verdim istediğim kadar durdurdum.Vermemem gerektiğini anladığımda tekrar gelinlik çeyiz sandığımı kilitledim.Çünkü sadece bir Adem var ve ona sadece bir Havva olacak.
Bazen oturur ve düşünürdüm hala düşünürüm yeryüzünde benim yarım olan Adem var mı?Yoksa gözümün önünde ama gözüme perde mi inik.
Komik olabilir ama "bazı hep hayatları boyunca yarısını arayan biri vardır ya hani hep bir yanı eksiktir işte o benim!".Utanmıyorum ben hep onu arıyorum.Belki mekan belki zaman belki insanlarla zamanımı tüketip onu bulamadım.Ama geç değil biliyorum.Sanki her gönül kırıklığımda ona bir adım daha yaklaşır gibiyim.En azından kendimi böyle güzelce avutuyorum ki ona varınca olgun bir kalbim olabilsin.Çünkü hemen o an değil ama çok az bir süre sonra kalbim durulunca büyük dersler çıkartıyor ve hiç kızgınlık duymuyorum kimseye ve kendimde en sevdiğim şey bu sanırım.Kin tutamıyorum ben hatta kimseye beddua bile edemiyorum tabii ilk kızdığım anlar değil..

Gönül hazinelerimi ,safir gözlerimi onun için mühürlüyorum.Böylece ondan başka kimse bir gönlün içinde neler yatabildiğini göremesin diye..
Bencilce değil inanın..Çünkü bir yerlerde benim Adem'im kendini eksik hissediyor buna eminim uzak veya yakın.Sadece zamanla olacak.Diyorum ya belki yakın dibimde belki uzak diyarlarda ama bir yerlerde bir Adem var.
Acele etmiyorum.Evet tez canlıyım belki her şeyi söylediğimi sanabilirsiniz, ama unutmasın kimse bir gönlün içinde ne yattığını kimse bilemez.

Hala Havva'nın şeytan olup Adem'i kandırdığını,ayarttığını düşünenlere..Allah onların dünyaya inmesini istedi bu onların kaderiydi peki sizin kaderiniz hangisi?
Sevdiğinizle dünyada olmak mı?Yoksa Havva'ya kızıp dövünmek mi?. Cevap sizin..


26 Eylül 2012 Çarşamba

genç werther'in acıları-Goethe (alıntı)

Uzun süredir okumayı planladığım bir kitap..Şans eseri bir kaç alıntısını görünce paylaşmak istedim.Okumak için şimdiden sabırsızlanıyorum doğrusu.Okuyanlar,okumakta olanlar(şu an) bana bir şeyler yazabilir mi olumlu veya olumsuz.
Not:Olumsuz olsa  bile okuyacağım ama fikirleri merak ediyorum..
Dip not:Almadan internetten pdf sinini buldum benim gibi ebook olarak okumak isteyenler için..
Genç Werther'in Acıları

Aşkın 500 günü

Uzunca bir süredir izlemek istediğim ama netten izleyemediğim.Dün elime geçmiş Allah'ım yarabbim izleyeceğim sonunda diye sevindiğim ama açtığımda alt yazısız full İngilizce olduğunu gördüğümde zaten İngilizce görmekten bulanan midemi iyice sarstığı için hemen Allah'ım ne olur yardım et diye söylene söylene interneti açtım aradım taradım 2156441. denememde artık bulmuştum.Ama bir korku anlatamam yoksa partlarımı bozuk bunun acaba diye..Bozuk değildi..Sonunda izledim..

Filmdeki Tom karakteri ile çok ama çok benziyoruz.En baştan aşka olan inancımız.Sevgiye olan inancımız.Fakat bir zalimin eline kurban oluyor diyebilirim bence.Tom'un yaşadığı bazı süreçler bana o kadar tanıdık geldi ki onda kendimi buldum.Tamam hayattan onun kadar soyutlamadım kendimi ama bazı anlar vardı ki evet ya dedim.
Biz inananlar hep şöyle deriz;"Sevdiğin kadar sevilirsin" bla bla bla..

Filmin sonunda Tom artık kadere inanmadığını söylüyor ya "Bende!"..Artık bir şeylere inanmıyorum ama bir şeylere inanmamam bir şeylerin olmayacağı anlamına gelmez..
Filmin konusu;Canım tatlım Tom bir kıza aşık olur adı Summer..Summer ile ne sevgilidir ne değildir..Toplamda 500 günlük bir aşk hikayesi anlatılır.Tek kişilik bir aşk..Çift kişilik sanan Tom'un macerası..
Sonuna kadar izlemeye değer.Öyle farklı bir film..Ben çok sevdim.Çok ama çok sevdim..
Belki bin kez izlerim artık gerçekten sevdim.




25 Eylül 2012 Salı

Yerçekimli Karanfil -Edip Cansever şiir

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde 
Oysaki seninle güzel olmak var 
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor. 
Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel 
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor 
Derken karanfil elden ele. 

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil 
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk 
Birleşiyoruz sessizce.

                                                  -Edip Cansever 


Ümit Yaşar Oğuzcan'den şiir

sen uykusuzluk nedir bilir misin
tırnaklarınla yastığını parçaladın mı
gözlerini tavana dikip
düşündüğün oldu mu bütün gece
ve bütün bir gün
belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
gelmeyince
seni aramayınca
ölesiye ağladın mı
sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
ona ait ne varsa
bir bir hatırladın mı

sen günden güne erimeyi bilir misin
dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
bir teselli aramayı
issız parklarda, tenha sokaklarda
ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
deli divane yollara düşüp
yaşlanmış bir köpek gibi
eskimiş bir gömlek gibi
atılmışlığını hissettiğin oldu mu
sevmekten
günler geceler boyunca yürümekten
elin ayağın yoruldu mu

sen yalnızlığın acısını bilir misin
unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
içinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
bütün gururunu çiğneyip
sevdiğinin geçtiği yollarda
bastığı toprakları eğilip öptün mü
sen çaresizlik nedir bilir misin
sen yokluk nedir gördün mü
yanan başını
duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
sen her gün bin defa öldün mü

böyleyim diye ayıplama beni
bir gün kendimi
sonsuzluğun koynuna bırakırsam
yaralı ve yenik bir asker gibi
darılma
unutma ki
her seven isimsiz bir kahramandır
unutma ki
insan; sevebildiği kadar insandır.

Ümit Yaşar Oğuzcan


24 Eylül 2012 Pazartesi

Dert yine dert

Hep dert diyorum..Dertlerden nefret ediyorum..Dertler ölsün bence..
Yok yok bu sefer benim derdim diyemem sanırım.
Bir dert var ama ne benim ne değil..
Ortada bir sorun varken benden saklanılmasına dayanamıyorum..
Hele saklayan kişi benim için önemliyse..
Sorun benim olmayabilir ama sevdiğim insanların gülmesi, ağlaması ,sevinci ,kederi hepsine ortağım..Ben yarım yamalak sevmeyi beceren insanlardan değilim.Ya tam seveceksin ya hiç diyenlerdenim..İşte bu yüzden sevdiğim birinin derdi olunca dolayısıyla benimde oluyor.Sevmek aşk olarak değil sadece yanlış olmasın.Arkadaşlık,kardeşlik,aile,sevilecek kişi anlamında..
Sinirleniyorum çünkü paylaşmak istiyorum.Saçını okşayıp kafasını öpmek istiyorum..Evet iyi konuşamam böyle anlarda odunun teki olurum konuşmak olarak ama omzum var benim,kollarım var..
Ama kızgınım..Sormayacağım bir daha meraktan çatlayacağım ama sormayacağım..
Biliyorum gururum beni ele geçiriyor gene ve gururum beni ele geçirince kendime rağmen durmasını bilirim.Ve kederimden ölsem de kalbim delik deşik olsa da asla durmam.Çünkü bende yarım diye bir şey yok.Ya hep ya hiç..

Juno

Juno 16 yaşında bir genç kızdır bir gün hem yakın arkadaşı olan hemde erkek arkadaşı olan Bleeker ile birlikte olur.Ve bu birliktelikten hamile kalır fakat önünde iki seçenek vardır.Ya kürtaj olacak yada doğuracaktır.Fakat doğursa bile o bu bebeğe bakmak için yeterince büyük değil ve bebeği istememektedir.Ailesine söyledikten sonra bebek için bulduğu uygun aile ile görüşür.
Vanessa  bebeği olmasını çok isteyen bir genç bayandır ama olmamıştır.Juno bebeğini ona vermek için anlaşır.Ve olaylar gelişir..
Büyük beklentili bir film değil ama sadece güzel diyebilirim.Mükemmel değil sıradan basit ama izlenilir..
[Bir insanın bebeğini bırakma fikri her zaman içimi donduruyor Allah kimseyi bebeğinden ayırmasın bence.]

inception

Hayatınız boyunca hiç "Rüya içinde rüya sanki inception" yaşadınız mı?
Fark ettiyseniz rüyalarıyla içli dışlı kabusu bol bir insanım.Her gün istisnasız rüyalarımı hatırlarım..
Yaklaşık bir sene önce bir rüya görmüştüm..
Rüyamda uyanıyordum ve rutin hareketlerimi yapmaya başlıyordum aynaya bakıyor sonra zorla çeşme başına  gidiyor kahvaltı sohbet diş fırçalama derken hazırlanıp okula gideceğim neyse gidiyorum o sırada birileri ile kavga ederken birden sıçrayarak uyanıyorum tekrar aynı şeyler aynaya bak yüzünü yıka kahvaltı yap derken tekrar uyanıyorum..
Rüya içinde rüya yani..Fakat kalktığım zaman gerçekte mi yoksa rüyada mı olduğumu anlayamadım.O yüzden lavaboya gitmekten korktum.Resmen bir şey yemek içmek tedirgin etmişti ve bir gün boyunca tabii en sonunda pes ederek lavaboya gidebildim..
Bir an gerçeklik duygusunu insanın yitirmesi kadar berbat bir şey olmaz..
İnception film olarak bu konuyu anlatıyor..Rüya içinde rüya..
Cobb yani Leonardo Di Caprio rüya hırsızı.Rüyaların içine girerek oradan sizin hayatınızdaki sırlarınızı,bilgilerini çalıyor.Fakat bu iş yüzünden daha doğrusu bunun getirdiği sonuçlar yüzünden ailesine dönemiyor.Daha önceden hırsızlık için deneme yaptığı ama başarılı olmadığı Ken Watanabe ona bir teklifte bulunur şayet eğer bir adamın beynine bilgi aşılayabilirse ki bu zor bir iş o zaman ailesinin yanına dönebileceğini vaat eder fakat bu kadar kolay bir iş değildir..
İzlemenizi tavsiye ederim çok ama çok güzel bir film..
İyi seyirler..


Charles Bukowski Derki;(Ben de)

"Benim hayatım,
benim seçimlerim,
benim hatalarım,
benim sorunlarım,
benim yalnızlığım;
Yani özetle sizi ilgilendirmez." 
C. Bukowski/



23 Eylül 2012 Pazar

Samaritan Girl-Fedakar kız

Kimilerine göre bir kaç sahnesi lezbiyence gelebilir ama bence değil.Çünkü kız kardeş bağları olan veya artık kız kardeş gibi olan bazı arkadaşlar arasında olabilecek bazı durumlar var filmde..
Konusu;Yeo-jin(Samaria) ile arkadaşı Jae-young yurt dışında tatil yapmak isterler.Bu amaçla paraya ihtiyaçları olur böylece para kazanmak için Yeo-Jin in ayarladığı adamlarla Jae-Young birlikte olup para kazanmaya başlar.Yeo-Jin gözetmen ve bulucu rolünü üstlenir.Fakat öyle bir arkadaşlık bağları vardır ki bu birbirlerini kullanmak amaçlı değildir..Her zaman ki gibi bir iş gününde Yeo-Jin arkadaşına polislerin geldiğini haber etmeye yetişemez ve bundan sonra olayların seyiri değişir.Yeo-Jin'in babası bir polistir ve kötü yola düşüp ölmüş kızları araştırmaktadır.Onun bu olaya dahil olması..Olayların seyirleri değişmesi demektir..
Sonlara doğru yavaşlayan bir film.Ama izlenilir..
Bu film Belin ödülünü almıştır..Ayırca Kim Ki Duk ;Bin Jip'inde yönetmeni..İyi seyirler..
Çok hoş bir sahne bence ..
Jae-Young un hep gülen o güzel yüzü..


A tale of two sisters-İki kız kardeşim hikayesi

Uzun zamandır izlemek istediğim ama yusuf yusuf yaptığım bir filmdi..Aslında bu kadar korkmama gerek yokmuş..Güzel ,zaman zaman geren,merak uyandıran,ilk başta acaba dediğim bir şeyin çıkmasının beni şaşırttığı bir film..Güney Korenin en fazla hasılat yapmış gerilim filmi...Gerilim dalında..
Başroldeki iki kızı yani Sumiyen ve Suyon kardeşleri oyuncu olarak tanıyoruz zaten.Sumiyen karekterini canlandıran "I am sorry I love you-Misa" adlı diziden Suyon karekterini canlandıran kızı"Küçük gelin" filminden biliyoruz..Hatta kendisi "Cindirellanın üvey kardeşi" adlı dizide de görmüştük..
Gerçekten benim için gelecek vaat eden bir oyuncu uzun süredir kendisi yaşı küçük olmasına rağmen önü çok açık..
Filmin konusu;Kızların yaşadığı evde garip olaylar olmaktadır.Kızlar ve üvey anneleri arasında derin bir nefret vardır.Fakat babaları pekte durumu önemsemez.Fakat bu gizemli evde garip,esrarengiz,korkunç bir şeyler olmaktadır..

Çok bir şey anlatmadım kusura bakmayın çünkü her detay mühim..İyi seyirler..

22 Eylül 2012 Cumartesi

Üst Temel

Bugün hazırlık sınıfları açıklandı.Üst temel düzeye girebilmişim..Ağlasam mı bilemedim neyse en azından vasatın üstünde olmak adamı mutlu ediyor yaklaşık 120 sınıf falan var ortada inanılmaz bir şey.Ben en azından orta durumdayım....Neyse tempolu günler başlıyor.Hatta beynimde buna uyum sağlamak için bu gece çok ilginç bir rüya gördü..
Rüyamda sınav olacakmışız ama öyle bir şeyki resmen organik kimya laboratuvar sınav soruları gibi araya birazda fizikokimya sıkıştırılmış.Ben böyle bir havalardayım aman ne varmış canım bu sorularda ehueh diye çalışmıyor etrafta dolanıyorum sonra birden tüm bildiklerimi unutmaya başlamaz mıyım o panik yemin ederim dünyaya meteor çarpacak deseler yaşayacağım panik ile aynı..Bu arada hocanın gelmesine 6 dakika varmış sözde..Hemen başlıyorum okumaya bir yandan kopya mı yazsam ya diye gözümü karartıyorum anam yanımda bir psikopat oğlan yengesini arayıp yenge sınavda bana kopya yaz telefona bir de Gülnihal'e de yaz diyor..Ben kuşku dolu gözlerle buna bakarak ne şimdi bu kim ya niye kopya veriyor bana bu ya diye Burhan bey tavrıyla içimden konuşurken hoca kürsüye kağıtları donk diye bırakınca stres içinde uyanıyorum..Bu arada uyanmadan önce söylediğim sesli olarak son söz" Dönemin ilk sınavına çalışmadan girdiğine inanamıyorum Gülnihâl en kolay sınavdan çakıcaksın off." oluyor..Uyandığımda şükür yarabbim sınavlarıma sıkı sıkı çalışacağım bu bana ders olsun oldu ..
Şimdi alacak milyon tane teksir var.
Ege üniversitesi pek utanmaz arkadaş daha okulun 2.gününde tüm kitapları temin et tüm teksirleri al en geç diye uyarı yapmış.Bana sordun mu kızım paran var mı diye hee..
En üzüldüğüm oda üst temelde olmasına rağmen benden bir üst sınıfa düşen S. ile ayrı sınıflarda olmak..Neyse ben onun sınıfına bulaşırım zaten hehe..
Off yeni yeni insanlarla tanışmak çok korkutucu ne yapacağım ya..Ya gene kötü insanlar çıkarsa karşıma ya yine kalbimi kırarlarsa çok korkuyorum..
Herkes sırtımdan vurmak istiyor gibi geliyor artık.
O son olaydan sonra sanırım büyük bir inanç kaybı içindeyim..Umarım bu sene ve bundan sonra güzel olur artık üzülmek istemiyorum.Herkes mutlu olsun istiyorum.Ben kimseye bulaşmıyorum ne olur kimse de bana bulaşmasın ben uslu biriyim zaten..Hıhı evet..
Öyle işte..Zevki sefa son 2 günüm kaldı..En iyisi kusana kadar film izlemek..

Küçük Prens: Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry'nin romanı


Küçük Prens: Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry'nin romanı

Online olarak okumak isteyen ve okuyamayan varsa tamamı değil ama 27 sayfaya indirgenmiş ve konusunu gayet güzelce resimlerle anlatılmış halini okuyabilirsiniz..
Bu arada hala bir Küçük Prens kitabımın olmayışı isyan sebebidir..
Kitapta ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'i bir diktatör olarak göstermeleri kabaca..Belki pek yadırgadığım kısmı bu nedeni kitapta bir şeyleri bu kadar çocuksal mantıkta anlatan bir adamın bir anda tam bir büyük egoistliği yada karalama politikası ile çocuk beyinlerini yıkamaya çalıştığını görmek çok garip.Fakat kitap çok güzel hatta bin kere yüz bin kere okuyabilirim.Bir okur gibi eleştire bilirim..Bu arada ilk seferde onu gördüğümde  bir fil olduğunu düşünmüştüm demek hala içinde bir çocuk var..İyi okumalar..



21 Eylül 2012 Cuma

Bir şeyler

Bir şeyler var benim bilmediğim bu dünyada
Bir şeyler gizli saklı bahçelerde
İnsanlar el ele sokaklarda
İnsanlar çiçekler ağızlarında -konuştukça dökülür ağızlardan
Gümbür gümbür atıyor neden bu taşlar
Bangır bangır bağırır bu kalpler -hey duy biraz!
Sustuk sustuk yeminler ettirdiler
Sözler vardı hiçbiri tutmadılar
Bir şeyler var benim öğrenmem lazım
Hangi kitap biraz karıştırmalı
Adım adım koştum ben ona
Birden baktım gece olmuş ayazda
Soğuk geçen bir yazın ardından
Sıcak kış yanıyor her taraf
Bir şeyler var benim bilmediğim bu dünyada
Bir şeyler gizlenmiş sandık içlerine bu diyarda
Çeyiz sandıkları gibi oymalı
Karıştırıyor bir çok yaramazca
Hayat denilen şeyi oyun sanmışlar
Kırdıkları kalpleri unutmuşlar
İnsanlar sokaklar dolaşırken
Umursamaz sevdalı kuşlar
Bir eli bir ele tak sıcak olur o zaman
Bir eli bir ele tak o zaman dersin
-Bir elin nesi varmış..
G.

20 Eylül 2012 Perşembe

Galiba yanlış anlamadım sanırsam

Bazen insan mutluluğu istiyor..Ve tek yapman gereken onu gidip oradan alman..Galiba yanlış anlamadım sanırsam bunu bu sefer yapacağım,yapıyorum.Nokta!.

19 Eylül 2012 Çarşamba

Sibel Alaş Dinleyelim ;

Pek çoğumuz ya Adam(Favorim) yada Fem şarkısı ile hatırlarız..Fakat ben Sibel Alaş'ın tüm şarkılarını ayrı ayrı sevenlerdenim zaman zaman bu ülkeye göre biraz fazla teşhirci şarkı yazsada ne ilginçtir ki yine insan sanki öyle bir şey söylemiyormuş edasıyla söylemeye devam ediyor.Bunun nedeni Sibel Alaş'ın tatlı söyleyişi olsa gerek..Buraya koyduğum şarkıların hepsi benim için ayrı ayrı değerli..Ama dikkat ederseniz klipleri konsept sahibi hatta bence çok güzel özellikle Adam'ın klibi zaten muhteşem..Buraya koymadığım Çok Ayıp adlı şarkısının klibi de bir o kadar ilginç tabii farklı kulvarda..
                                                              Benim olmadın gözüm görmüyor
                                                              Ölesim var ya yürek yetmiyor
                                                              Şeytanı duydum çek git diyor
                                                              Beni gönderme
                                                              Benim olmadın yanıyor canım
                                                              Sorasım var ya dünüm yarınım
                                                              Kafam almıyor bana mı kıydın
                                                              Dilim öğretme
                                                              Küçücük yüreğimle ben sana
                                                              Adam boyu sevdalar büyüttüm
                                                              Ama inandıramadım
                                                              Büyü bozuldu dünya yalan
                                                              İçimde bir şeytan durmadan
                                                              Yağmurlar düşüyor üzerime
                                                              Yar benden geçiyor bile bile
                                                              Emir kimden niye soldu çiçeğim
                                                              Sendin ben gonca fem’dim


                                                              Bir kere deyse şu ellerin ellerime
                                                              Bak sende aklım
                                                              Sordular ama varmadım isteyene
                                                              Ben sende kaldım
                                                              Gel kulun olayım
                                                              Al götür odana
                                                              Yar bir an daha dayanamam
                                                              Bu geceye firarım ben
                                                              Of dayanamam bu geceye firarım ben
                                                              Çel şu kulunun aklını allahım
                                                              Alıp da kaldırsın beni dağlara
                                                              Ele güne rezil olurum vallahi
                                                              Gelin edecek beni dedim eşe dosta
                                                              Hadi yarim hazırım dünden
                                                              Hele yarim beni al benden
                                                             Tutamazlar ki kaçarım zaten
                                                              Dayanamam bu geceye firarım ben


                                                            Gönlümü çeldi edası hoş sedası
                                                            Koydum aklıma benim olacak
                                                            Durmadı gidiverdi bilmez
                                                            Bütün yolları bana çıkacak
                                                            Gel sormam kimler öpmüş dudaklarını
                                                            Gel bir dokunuş unutturur günahlarını
                                                            Gel sen benim ol
                                                            Gitsen hüzündür
                                                            Bir gülüşüne kurban
                                                            Al ben seninim
                                                            Bende hüküm sür
                                                            Koynuma giriver aman



                                                            Sevipte söyleyemediğim şarkılar var
                                                            Bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler
                                                            Keşke,keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları
                                                            Düşlerim var…
                                                            Uyandığımda yalnızca başını hatırladığım,
                                                            Ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
                                                            Bir adam var düşümde,tam dokunacakken uyandırıldığım
                                                            Bir adam,sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim
                                                            Düşümde bir adam var,benim mi bilemediğim
                                                            Bir adam var diyorum,düşünüp düşümden ayrı kaldığım…
                                                            Durup da söyleyemediğin adımsa
                                                            Gizli kapaklı
                                                            Sevda türküleri tuttursam da ben
                                                            Telli duvaklı, yanıma
                                                            Korlar mı adam seni?
                                                            Koparıp acıtmazlar mı beni?
                                                            Nafile yanar elim dudağım
                                                            Seni bana yar ederler mi?
                                                            Yanıma korlar mı adam seni?
                                                            Koparıp acıtmazlar mı beni?
                                                            Nafile yanar elim dudağım
                                                            Seni bana yar ederler mi?
                                                            Yağmur bulutu unutursa
                                                            Dalında çiçeği kurutursa
                                                            Yar benden utanırsa
                                                            Düşündüm düşümden ayrı kaldım


yeni blog !

Açmaya karar verdim fakat sadece resimler ve resimli yazılar olacak şimdiden duyurmak istiyorum..
Genelde resim paylaşmayı çok seviyorum ve biraz blogum kargaşa içinde daha önceden yemekleri ayırmıştım şimdi resimleri ayırmak istedim..
Umarım beğeni alır..
Şimdiden teşekkürler..
                           Yeni Kan Burada!
Bu arada adını gerçekten ne koyacağımı bilmiyordum ve o sırada gözüme ilişen pudra fırçasından ilham alarak ve bana aynı zamanda resim yapmayı anımsattığından böyle bir şey koydum..
Bye..

18 Eylül 2012 Salı

Kısa Kareler;








Favorim Nietzsche ve Cemal Süreya tabii ki..

John Lennon Der ki;(Hayattan beklentimiz aynı)


Ali Atay'dan ;



Gitmek istersen yol senin Kalırsan eğer buram senin İçimde bir sıkıntı var Derdim büyük ama bilirim ki Kimi beklersen onu ararsın Kimi istersen onu bulursun Yanında… Sormam gidersen evindesin İçimdeki yerindesin Gideceksen gideceksin Derdim büyük ama bilirim ki Kimi istersen onu bulursun Kimi seçersen onu yaşarsın Kimi beklersen onu ararsın Kimi istersen onu bulursun Yanında.

Çikulata

Aslında öğlen yazmayı planladığım bir yazıydı..
Başkalarını bilmem ama ben çikulata yerken boyut atlıyorum.Dünya üzerinde bir ben bir çikulata kalıyor.Mutluluk hormonum tavan yapıyor.Hatta acaba bunlara eroin falan mı koyuyorlar böyle boyut atlıyorum diye düşünmeden edemiyorum.Bu arada bilerek çikolata yazmadım sevgili dikkatli anonimler olur laf sokarsınız diye diyeyim evvelce..
Normalde uzun süredir çikulata yemiyordum.Fiyatlar en azından benim sevdiklerim ateş pahası olmaya başladılar bende her markete gidişimde arkada Emrah'tan "Boynu bükükler boynu bükükler.." eşliğinde onlara bakarak sıraya giriyor aldıklarımın parasını ödeyip yine Türk filmlerinde aç olup cam önünde iç geçirip boğazını zoom yapılan çocuklar gibi oluyordum..
Bugün hazırlık sınıfı seviye belirleme sınavım olduğundan sabahın 7sinde kalkıp hazırlanıp yola koyuldum.S. ile geceden konuşup buluşacaktık ama okul mahşer meydanı gibiydi.Mesaj attım ve buluştuk sınav tam olarak 1 buçuk saat sürecekti hemencik sıraya girmiştik fakat benim aklım fikrim çikulatadaydı.Delirmek üzereydim.Ben böyle olmazdım hiç.Bir tek süt hastasıyım başka öyle şeylerim yoktur.Neyse sınıfımıza kargaşa ile gittik ama sınava vardı..
Beynim bir anda ;"S.  sınavdan sonra çikulata alalım mı?".demez mi..Ama komik kısım bu değildi hem sağır hem uydurukçu şöyle anlamıştı ve cevap vermişti.."Havuz mu tamam oraya gidelim sende yazıl ya yüzeriz işte.." o anda yaşadığım şok tarif edilemez..Cevabım "Bilmiyorum ben belki tenise yazılırım." hiç bozuntuya vermiyorum doğrusu.Sınavda her şey tatlı bir çikulata gibi bana göz kırparken önde bulunan kız hocanın tahtaya örnek olarak yazdığı kodu gerçek sanıp kodlamış ve tüm sınıfa rezil rüsva olmuştu..
Sınavım bu sefer biraz daha güzel geçince rahatladım.
Sınavdan sonra yüzme havuzu için bilgi alıp evlerimize dönme vakti gelmişti.Metroda dışarı bakıyorken bir yandan acaba en yakın nereden çikulata alsam ?..Off eve kadar yürüyeyim çikulata ve ben..Süper olur diye geçirerek indim ve ilk ve tek markete girip hatta şansıma indirim varmış iki paket çikulata aldım.Parayı büyük bir sabırsızlık ve Allah'ın bana sunduğu şans ile çabucak ödeyip.Şans çünkü 20 kişilik sıranın en sonundaydım ve bir anda yan kasa açıldı ben ilk oraya giden ve ilk ürün geçiren oldum.
Dışarı çıktım.
Artık bizi hiçbir şey ayıramazdı..
Uzun süredir çikulata yememiş ben o kutsal pakete bakarken "Seni yicemm.." diye düşünüyordum..
Ve o an o kadar mutlu oldum ki ilk ısırıkta Marsa sonrakinlerde artık galaksi dışına çıkmıştım.O derece mutluydum.
Acaba çikulata fabrikası olan bir eş mi bulsam ya(Sanki herkes kapımda ya :D )..Yok ya en iyisi çikulata gibi adam bulmalı ..Yok ya öyle adam var mıdır ya!
Ben kendim çikulatayım tabii en bitterinden o ayrı..
Diye saçma sapan düşünceler içinde birinci çikulata bitmişti ama çantamda o ikinci paket bana göz kırpıyor canımsın yaa diyordu resmen..
Ve onu da açtım.Bu arada yolu gözüm görmüyordu yolu yarılamış vaziyetteydim..
Elimdeki çikulata bittikçe bir eksikliğin farkına vardım..
Büyük bir eksiğim vardı..
SU!
Su almamıştım ve içim kavrulmaya başlamıştı bile..
Son kırıntımı yiyip ağzımı yüzümü darma duman ettim mi diye araba camından bakıp "Oh şükür düzgün yemişim."diye iç geçirirken için için çöllere düşmüş gibi yanıyordum.Bir daha susuz asla yola çıkmayacaktım.Sonra çikulata alacaksam bir şişe alacaktım..Bunları öğrenmiştim.Eve gelince koca şişeyi önüme koyup 3 bardak suyu içince yüreğime su serpildi resmen..
Ömrü hayatımda böyle bir çikulata krizi yaşamamıştım.
Öyle nutella sever ya da sabah çikulata ekmek yiyen biri falan bile değilim.Sadece kızılcık reçeli seven ki bilen bilir oda tatlı değil ekşidir böyle mayhoş bir tatlılığı vardır onu yerim o kadar.
Sadece sınav dönemleri aşırı derece bulabilirsem fıstıklı metro yerim o kadar.Ama niye böyle oldu bilmiyorum acaba şekerim falan mı düştü bilemedim..
Neyse öyle.
Buradan çıkaracağınız anlam çikulata yiyecekseniz ..Su şart!Aman ha unutmayın..

KarmanÇorman Yazılar Vardır Ya Buda Öyle

Yorgunum..Uyuduğum halde yine uykum var.Ama yatınca bir karabasan gibi çöküyor kabuslar üzerime.Türlü türlü çeşit çeşit bir girdap gibi.Bir adam var kalbi olmayan.Ve ellerimi kalbine sokuyorum.Kış gelmiş olmalı hava biraz bulutlu gibi..Korkuyorum sanki..
Güzel rüyalarıma geri dönmek istiyorum.Niye böyle oluyorum sanki.Tüm her şey rüyalarımda fışkırıyor sanki..Uykum var yine de.Her şeye rağmen yine yatacağım.Uyumak için delireceğim.Şu kyk da çok canımı sıkmasa bari.Haydi hayırlısı.
Aslında sonsuza kadar uyuyabilirim potansiyeli hissediyorum kendimde ama şükür öyle çok saatler uyumuyorum..
Yalnız şu keyfimi yerine getirdi.Her zaman temizlik yaparım pek övgü almadım bugüne kadar  ama dün halam elbise dolabımı görünce "Ne kadar güzel dürülmüş derli toplu.." deyince pek keyiflendim.Bazen bunu hastalık haline getiriyorum yok donlar yok elbiseler pantolonlar sonra straplezler askılılar diye ayırıyorum biraz psikopatça ama gerçekten çok iyi oluyor rahat oluyor baya..
İstediğim tür çalışma masası buldum fakat almam için bir süre gerekli sonra tabii baya para biriktirip bir istediğim daha var onu almalıyım.Kumbara daha tam takır kuru bakır durumunda azıcık para var oda ancak içimde bir şeyler var demeye getiriyor..
Akşam yediğim kokoreçi hiçbir şeye değişmem ..Her yerde yenilmiyor bu meret.Öyle güzeldi ki herhalde İzmir'in en güzel kokoreç yapan yeri.Transportör deniliyor sanırım 3 tekerli gırgırgır diye ses falan bile çıkartan bir araba içinde yapıyor adam ama yemede yanında yat.Yanında buz gibi cam şişe içinde ayranla of mis.O ayran içince bıyık yapacak falan..Adı da "Sosyete kokoreçcisi".ama görmeniz lazım adamın aracı önünde millet birikiyor müdavimleri(bakınız şekil A) birikiyor.Oradan sadece İzmir'in bir kaç yerinde gördüğüm ve bizim orada bulunan biraz reklamını yapayım çok sevdiğim ama fazlaca tuzlu bir dondurmacı var.Cidden çok pahalı adamlar sadece yazın dondurma satarak tüm kışı geçirebiliyor.En az 2 tl zaten bir külah dondurma oda çok değil yani.Adı "Gelato Roma" (bunu uzunca süre galete roma diye okuyan hodullardanım.)ama cidden değer..Ben sadece vanilyalı sevip yediğim için diğerlerini umursamıyorum ama krokan,muz,kavunlu dondurma çeşitleri de çok güzel zaten çok fazla çeşit var..
Büyükçe bir kap içince yaptırıp yedikten sonra ki oradaki çalışanlar tarafından biraz kıyaklıyız..
Öyle işte ama asıl yazım birazdan..



16 Eylül 2012 Pazar

Old Boy

Bir oda..Karanlıklar içinde..Çeçenleri Rusların felç ve bayıltma için kullandıkları baryum gazı..Tam 15 sene bir odanın içinde hapis edilmiş bir adam..Zaman zaman bayıltılan..Bir intikam için 15 sene bekleyen bir adam..Hatta kendi bu bilinmez hapiste iken karısının ölümü üstüne kalmış bir adam..
Bir gün salını verilir sokağa..Bundan sonra artık tek hedefi vardır ona bunu yapanı bulmak ve nedeni öğrenmek.Fakat kendi oluşturduğu liste bile sayfalarca olur..
Öyle bir girdabın içine girer ki tarif dahi edilemez..
İddia etmiyorum eminim..Bu film ömrüm boyunca izleyip beni en çok şok eden filmdi.Çünkü asla bir sonraki sahneyi öngöremedim.Hiçbir şey hayal ettiğim gibi değildi.Hiç beklemediğiniz anda sizi vuruyor..IMDb de yüksek puan almış.Pek çok eleştirmenden izlenmesi gereken film olarak puan almış..Kan var,dövüş var,teşircilikte var biraz ..Kin,nefret var..Her yer kan..
İzlemek isteyen,acaba izlesem mi diyen izle..İzle ama kan tutuyorsa bana bulaşma..
İyi seyirler..

Jungdok-The poisoning

Sevdiğin adam artık başka bedende olsa ne yapardın?Aşk bir bedene sığar mı yoksa ruh mu sevdiğimiz?İki kardeş Ho-jin ve Dae-jin..Ho jin evlenmiş ve böylece 3 kişilik güzel bir hayatları olmuştur.Sanatsal bir marangoz olan Ho jin'in deliler gibi kendisini seven ve sevdiği karısı Eun soo vardır.Erkek kardeşi o hiç istememesine rağmen araba yarışları yapan biridir.Kardeşinin yarışına gitmek için taksiye binen Ho jin ile o sırada yarışta olan Dae jin aynı anda kaza geçirip komaya girerler.Fakat Dae hin uyandığında kendisinin Ho jin olduğunu söylemektedir.Eun soo için durum tam bir travmadır.Peki bundan sonra ne olacaktır..Eun soo neler yaşayacaktır..Cidden ilginç bir film bazen tahmin edebiliyor bazen hayır olamaz diyorsunuz..Ama izlemeye değer..

Bin Jip

Bu sefer bahsettiğimden emin olamadığım yine konuşmadan çekilen en iyi filmlerden biri.Ben 2.kere izledim.Her izlediğimde daha çok seviyorum.Eminim bunun hakkında yazı yazdım ama o kadar çok Post sahibi olunca bulmak kolay değil yine de yazmak istedim.
Boş evlere giren bir adam..Boş ev sandığı bir ev..Bu adamın özelliği girdiği evlerde elektronik cihazları tamir etmek.Amacı hırsızlık değil.Bir şey çalmıyor hatta evleri temizliyor,çamaşırları yıkıyor.Bir gün boş sandığı bir eve girdiğinde aslında evin boş olmadığını geçte olsa fark eder.Evdeki kadın kocası tarafından darp ve tecavüz edilen biridir.Hiç konuşmadan bir aşk mümkün müdür?Tek bir kelime yeter bazen her şeye..Tek bir kelime..Sevenler fısıldar..Çok sevenler susar..Gözler yeter..
Kurgusal olarak hiçbir filme benzemeyen.Tamamen bağımsız ve gelmiş geçmiş en iyi sessiz yapım..Hemen izlemelisiniz..
Bin Jip-Boş ev

The Way Home

Sessizce film izlemeye ne dersiniz?Karşınızda az diyalog çok fazla ifade.Sizi derinden etkileyen.Yüreğinize işleyen.Geçen günlerde tam benim tarzım olan az konuşmalı bir filme denk geldim.Evin Yolu anlamına gelen film.Güney Kore sinemasının nadide paylaşımlarından.Çoğunluk Güney Kore yapımı filmler verdiğimi biliyorum ama gerçekten bu film dünya sıralamasında iyi bir puanlama almış.IMDb 7,6 değerinde puanı var ve bence açıkçası biraz elleri kıt davranılmış.
Başlangıçta sıradan gibi gelen.Konusu gerçekten çok ama çok tanıdık olan bir öykü.Sonuna kadar öyle belki.Ama size hissettirdikleri.Sevme duygunuz evet işte o anda işler değişiyor.Zaman zaman gözleriniz doluyor zaman zaman kızıyorsunuz ama her şeye değer bir film..
Konusu;Bazı işleri dolayısıyla yıllardır görmediği annesine şımarık,yaramaz oğlunu bırakan bir evladımız vardır.Nenesi dilsiz ve 77 yaşında bir kadındır ve serüvenleri başlar.Nene ne yapacak?Çocuk ne tepki verecek?Konuşmadan anlaşmak nasıl olur?

Nazım Hikmet Ran Der ki;


Can Yücel Der ki;


Yürüüü

Bugün çok ama çok yoruldum.Tüm gün yürüdüm.Hatta yürüdük.
Önce İzmir'de Asansör vardır oraya gittik.Orada denize baktık,resim çekildik.Bu sırada Asansörde Dario Moreno'nun şarkıları çalıyordu çünkü tam Asansörün orasında Dario Moreno'nun büyüdüğü ev var.Hem inerken hem çıkarken "Her akşam votka rakı ve şarap."çalıyordu.2 gündür tesadüfen bile olsa Dario Moreno yazılarımın içinde..Oradan kordona indik kordonda yürüdükten sonra Kızlar Ağası Hanında benim çok sevdiğim bir kahveci var.Ünlüdür pek severim orayı.Orada hem soluklanmak hem sohbet etmek için oturup iki limonata istedik.Buz gibi limonata o kadar iyi geliyormuş.Hem dertleştik,gülüştük,veryansın ettik,hayal kurduk.Çok güzeldi gerçekten..
Ve baktık ki karnımız çok aç haydi kokoreç yiyelim dedik.Günlerden pazar olunca bir yerler bulmak aslında zor ama şükürler olsun benim sevdiğim yer açıktı.Oraya ulaştık.Bol kimyonlu kokoreçlerimizi yerken yürüyerek devam etmeye karar verdik.Kordonda güneş batarken yavaştan tekrar asansöre gitmeye karar verdik fakat yürümek ve yediklerimizi yakmalıydık.Asansöre tekrar çıkıp o muhteşem manzarı izleyerek sonsuz hayallere daldık.Merdivenler İspanyol merdivenleri gibi önümüzde uzanıyordu.Herleye herleye çıktık.
Bir gün daha bitti.Buradan canım kuzenime teşekkür etmeliyim.Çok güldük çok eğlendik..
İzmir'e yolunuz düşerse Asansöre gidin derim..

Yaralı ceylanım.

Yaralı ceylanım senden başkasına
Gönül vermem
Elin meslediği gülden ol bu canı
Sana vermem
Yandı yürek yana yana
Savur külün döne döne
Soğumadan elde kına
Zülfün telin yere sermem

Amman yare, amman yare
Hey pir ver bu derde çare

Bir ok düştü yaralandım
Dost elinden parelendim
Dar günümde karalandım
Dil lal olur seni yermem


O şarkı

Şarkı konuşsun biraz..Bazen şarkılar söylemeli insan susmalı..